Balabanu / Balaban Aşireti

Modern çagda Aleviler (19.– 21.Yüzyil)



Panel:Alevi Sorunu ve Çözümü ,6.4.2002, Kultur-und Sportzentrum beim Schloss,
Oberemattstr.13,

CH-4133 Pratteln

Die Aleviten in der modernen Geschichte (19.– 21..Jh.)

Modern çagda Aleviler (19.– 21.Yüzyil)



Hans-Lukas Kieser

hans-lukas.kieser@unibas.ch



Sayin Basel ve Çevresi Alevi-Bektasi Kültür Birligi yönetimcileri,beni bu panele davet ettiginiz için tesekkür ederim.Sayin dinleyiciler ve katilimcilar,Isviçre ’de yasayan sevgili Aleviler.Hepinizi selamliyorum.
Bugün tarihçi olarak 19uncu ve 20inci yüzyildaki Alevi tarihi üzerine önemli birkaç noktayi vurgulamak ve günümüzdeki Alevi rönesansi,uyanisi ile ilgili bazi düsünceler söylemek isterim.
Her din ve kültür gibi Alevilik de modern çagda zorlukar ile karþilasiyor.Ne geçmis zamani tasfiye edilmeli ne de tutuculukla korunmali,fakat kendi köklerine sahip çikarak gelecege yönelik yaratici çözümler bulunmalidir. Ibadetleri mecburen gizli oldugu ve kendileri Sünni çogunluk tarafindan hor görüldükleri için,Alevilerin 19uncu yüzyildan beri modern çagdan çok sey beklemekte idiler.Ancak bu çagda Alevilerin de hayal kirikligiyla sonuçlanan tecrübeleri oldu.Modern çag bilimsel ilerlemenin ve evrensel insan haklarinin, ayni zamanda da totaliter devletlerin ve asiri milliyetçiligin dönemidir.
Yeni ideolojiler çogu kez dinin yerine kondular ya da iktidar kavgalarýnda alet olarak kullanildilar.Ne yazik ki bu sekilde modern olmaya çalisan insan da önemli hatalar yapti.Çagdas olmasini basarabilmek için insanin ve toplumun kendi mirasini efsanelestirmeden sahiplenmesi gerekir.Kendi etnik ve kültürel miraslarini kucaklayabilen bir ülke huzurlu,saglam ve güvenli olacaktir.

Tanzimat ’tan Önceki Durum

Yüzelli,iki yüz sene önce tasrada yasayan Alevilerin problemleri öncellikle ekonomik ve sosyal idi.16 inci yüzyilda, Kizilbas ayaklanmalar döneminde görüldügü gibi,açik zulüm ve cezalar artik yoktu,fakat hor görme ve sömürme devam etti.O zaman merkez ve Dogu Anadolu ’da bulunan yabancilar Alevilerden en çok yipratilan zümre diye bahsettiler. Alevilerin cemlerindeki "sah gele " dualari tamamen eskatolojik bir umudu,disaridan gelen bir kurtariciy beklediklerini ifade ederdi,300 sene önceki dönemin aksine Iran sahiyla somut iliskileri kalmadi.O köylerin dünyasinda ne kadar "halis" Alevilik, cemler, ziyaretler, musahiplikleri variý ise de,insanlar yoksul sekilde marjinal bir cografyada zorluk içinde yasadilar.

Tanzimat ve Sultan Abdulhamid

Tanzimat denilen 170 sene önce baslayan Osmanli reform hareketi Orta ve Dogu Anadolu ’daki Aleviler için bir umut kaynagi idi.Bu beklenti de gayet mant iklidi,çünkü Tanzimatçilar tarafýndan ilan edilen liberal degismeler sayesinde hem Müslüman olmayanlar hem de Sünni olmayan Alevi zümresi millet-i hâkime denilen egemen olan Müslümanlarla hukuki ve sosyal esitlige kavusacaklarina inandilar.Ayrica ilerici sayilan Tanzimatçilar asagilayici “gavur ” kelimesinin kullanilmasini yasakladilar.
16 inci yüzyildan beri Aleviler, örnegin Pir Sultan Abdal,bu sözü Sünniler için,bunlar ise eskiden beri gayri Müslimler için kullanýrlari. (Ne ilginçtir ki,tramvayda iken bu sözü bugün bile bazen duyuyorum,ancak Isviçreliler için kullaniliyor.)
Tanzimat tasrada ve özellikle dogu vilayetlerinde basarisiz bir reform siyaseti idi.Eski yerel düzeni ve otonom Kürt beyliklerini kirmaya devletin askeri gücü yetti ise de,ümit edilen daha adaletli,esitçi ve modern yeni düzeni getirmeye sivil gücü yetmedi. Mantikli olarak Tanzimat ’in ikinci yarisinda -19 uncu yüzyilin üçüncü ceyreginde -Dogu Alevileri Hristiyan komsulari gibi reform ümitlerini gittikçe Batiya bagladilar. Özellikle de Bati ’dan gelen,misyoner denilen ögretmenler ve doktorlar tarafindan sosyal ve kültürel ilerleme için katki beklediler. Çünkü çogu Protestan olan bu yabancilar o senelerde vilayet ve sancak merkezlerinde her unsura ve sinifa açik olan modern okul ve hastane kurdular.
Birçok Alevi köyü onlardan köy okulun kurulmasini ve genel olarak destek talep ettiler,hatta kendilerini “Prot ”, yani Protestan ilan eden asiretler ve köyler bile vardi.Ancak bu yabancilarin etkisinden rahatsiz olan Osmanli hükümeti bu iliskileri sertçe bastirdi.O zamanki Osmanli imparatorlugunun çagdaslasma çabalari arkasinda çesitli,ve de bazen birbirlerine aykiri olan amaçlari vardi.Yöneticilerin belki en önemli motivasyonu,modern çagda siyasi anlamda gittikçe zayiflayan Islam gücünün yeniden kuvvetlendirilmesi idi.Bu açidan Tanzimat ’in istegi eski ve Sünni bir temelde duran Imparatorlugun onarilmasi idi.
Bunun bir belirgesi olarak 1826 ’da Bektasi tarikatinin kapatilmasini va bazi tekkelerine Naksbendi seyhlerin tayin edilmelerini görüyoruz.Elli sene sonra Sultan Abdulhamid genis ölçüde açik ve resmi bir Islam birligi siyasetini uyguladi.Bazi Sünni asiretlerine Hamidiye Alaylari gibi imtiyazlar verildi.Bu politika sadece yerli Hristiyanlari degil, Alevileri de tehdit ve rahatsiz etti.

Jön Türk Dönemi

Bundan dolayi bu unsurlar 1908 ’deki Jön Türk Inkilabini Genç Türk devrimini sevinç ve ümit ile karsiladilar.Kisa süren birinci bir Alevi uyanisi o senelerde meydana geldi.Ancak Balkan savaslari sonucu,Rumeli ’nin kaybedilmesi,binlerce Türkün ve Müslümanin baskina ve göçe tabi tutulmasi asiri Islam ve Türk milliyetçiliginin gelismesine ve Anadolu ’daki gayri Müslimlere karsi saldirgan Islamciliga yol açti.1913 ’teki Ittihad Terakki tek parti diktatörlügün bes yil önce vaad edilen liberal,demokratik ve cogulcu düsünce ile ilgisi kalmadi. Agustos 1914 ’te birkaç lider Almanya'nin yaninda Dünya Savasina katilmaya karar verdi ve Ekim ’de Rusya'ya saldirmaya basladilar.Kasim ’da ise Seyh ül-Islam cihat ilan etti.Çogu ateist ve positivist sayilan Ittihatçilar Alman müttefiklerinin istedikleri gibi Islami etkili bir araç olarak kullandilar.Aleviler dogal olarak bu durumdan rahatsiz oldular.
Ancak o senelerde Alevi-Bektasilerde 16nci yüzyýldan beri mevcut olan bir uçurum yine net olarak ortaya çikti.1826 ’dan 1908 ’e kadar resmi olarak kapatilan fakat gizlice toplantilarini sürdüren Bektasi tekkeleri Jön Türk hareketini bastan beri desteklemekte idiler.
Her ne kadar Ittihatçilar eskiden ilan ettikleri prensiplerine aykiri faaliyetleri de sürdürdüler ise de, Bektasilerin bu desteklerini Birinci Dünya Savasinda da geri çekmediler.Onlarin aksine dogu Alevileri henüz kazanmaya basladiklari siyasi güvenlerini 1913 ’ten sonra hizla kaybettiler.
O zaman Sivas ’ta çalisan bir Osmanli memuruna göre Aleviler Hristiyan
komsulari gibi 8 Ocak 1914 ’te kararlastirilan uluslar arasi Dogu Vilayetleri reform planini sicak karsiladilar.Bu plan yillardir kan dökülen bu bölge için demokratik reformlar,uluslar arasi kontrol,yerel seçimler ve yerel dillerin taninmasini öngörmekteydi. Savas karariyla beraber hükümet bu plani da iptal etti.
Alevi geleneginde hak ve hakikat meydaninin büyük önemi vardir.Buna dayanarak bazi gerçeklerden de kisaca bahsetmek istiyorum.

1915-16 arasýnda dogu Alevilerin bazilari dünya ve insanlik önünde unutulmayacak sekilde onurlu davrandilar.Ermeni milleti o zaman sistematik sekilde imha edilip üç bin yillik Anadolu haritasindan silinip kayboldu.Uluslar arasi tarihin bu olayi nasil isimlendirdigi biliniyor.Binlerce kurban için Alevi Dersim bölgesi tek siginma yeri oldu. Ölümden kurtulup oradan yurtdisina kaçabildiler.
Ayrica bugünkü birçok Alevi ailelerin o zaman kurtarilan ya da kaçirilan Ermeni neneleri var.Maalesef aileler içinde yakin zamanlara kadar bu da bir tabu konusu idi.Genel toplumsal baskidan baska bunun bir sebebi olarak da bazi yerlerde,özellikle Erzincan yöresinde, sunu görmekteyiz: 19uncu yüzyil sirasinda birçok Zaza Alevi asiretleri daha gelismis durumda bulunan Hristiyan köylerin yanina yerlesmeye basladilar.Komsularin 1915 ’teki sözde tehcirinden dolayi o güzel topraklari ve evleri sonunda onlarin payina düstü.Üç sene sonra Ermeni milislerin intikamci kanli faaliyetlerinden dolayi 1918 ’de iliskiler daha da bozuldu.
Bunlarin disinda Aleviler gayri müslim komsulariyla genellikle baris içinde beraber yasadilar.Kutsal ziyaretleri ve galan gibi bazi bayramlari paylasip, bazen Hristiyan dostlarindan kirvelerini seçtikleri bile olurdu.

Kemalist Cumhuriyet

1923 ’te kurulan Cumhuriyet her ne kadar yeni ve Alevilere ümit veren adimlar attiysa da, yine de bazi çözülmemis olan eski problemlerin etkisinden kurtulamadi.Bektasi yönetimciler ve bazi Alevi reisleri, tipki Balaban asiret reisi Gül Aga,Birinci Dünya Savasi sirasinda da devletçi idiler.1924 ’teki Halifenin kaldirilmasi diger birçok Aleviler in Cumhuriyetin esitlik ilkesi çerçevesinde toplanmalarina neden oldu.
Ancak batili anlamda laiklige aykiri olan,Islami resmi din gibi idare eden,ve Alevilerin bugüne kadar temsil edilmedigi Diyanet Isleri de o senede kuruldu.Bektasi ve Alevi tekkeler ise,diger tarikatlar gibi,bir sene sonra kapatildilar.O zaman yaygin olan,Aleviligi pagan öz Türklügü olarak degerlendiren etno-milliyetçi samanist tezi mantikli olarak Zazaca ve Kurmancca konusan Kürt Alevileri yabancilastirdi.O yillarda egemen olan,devleti ilahilestiren,cumhuriyet idealine aslinda aykiri olan etno-Türk sag milliyetçiligi de Kürt milliyetçiligi kiskirtip modern çogulcu çözümlere müsade vermedi.
1930 lardaki Cumhuriyet, o dönemdeki gazetelerde yayinlandigi gibi,Dersim bölgesinde bir Isviçre yaratmaya kalkti,ancak askeri güc ile Isviçre kurulamadi, sadece kirim oldu.
Alevilik tarihinde Dersim en önemli bölgelerden biridir.Çesitli dönemlerde ne kadar Protestan, solcu fikir akimlari,ve de Türk,Kürt,Zaza ve Kirmanci milliyetçiligi Dersimliler üzerinde etkilerini biraktilar ise de,yine de çogunluk “Elevi ” kimligine bagli kaldi.

Göç, Protesto Kusagi ve Alevi Uyanisi

Göç ile geleneksel korsal Alevi manzarasi 20nci yüzyilin ikinci yarisinda tamamen degisti.
1915 ’teki agir olaylardan sonra önemli yatirimlara ragmen dogu vilayetlerine huzur ve refah dönmedi.Bu genel ve uzun süreli durumdan çok sayi Alevi de etkilendi.Kendi köylerinde çocuklari için hakli olarak gelecek göremeyen aileler sehirlere, bati Anadoluya ve Avrupa’ya göç etmeye basladilar.Bu göç geleneksel kirsal Alevi organizasyonunu büyük ölçüde yok etti.1960larda aileleriyle beraber sehirlere göçen ve ilk olarak yüksek ögrenimle tanisan Alevi gençlerin çogu dini bir kenarda birakip seküler sosyalizm ile toplumun problemleri için çözüm aramaktaydilar.
12 Eylül ’deki Cunta bu mücadeleye ve vizyonlara sert bir son verdi.1980 lerde yeni,açik ve sehirli bir Alevilik ortaya gelmeye basladi.Bu rönesansta Avrupa ’daki diaspora önemli rol oynadi.Sivil toplumun güclü oldugu liberal bir ortamda Aleviler artik asirlar süren korkularini birakip açikça örgütlenebildiler -her ne kadar yakin zamaninda da Türkiye ’de Alevi-Bektasi dernekleri bölücülük suçlamasiyla kapatildi ise de.-

Sonuç

Avrupa ’nin cennet olmadigini siz göçmenler herkesten iyi bilirsiniz.Toplumsal hürriyet büyük ise de,rekabet yorucudur,ve en alttan baslamak oldukça zordur.Entegrasyonu basarmak birkaç senelerin isi degil,iki üç kusagin isidir.Buradaki insan sosyal ve manevi hayatini kendi kurmalidir.Bireylerin ve gruplarin kendi güclerine,inisiyatiflerine ve yaraticiliklarina birçok sorumluluk birakiliyor.Alevilik dinamik yapisiyla ve evrensel degerleriyle özgür bir sivil toplum için olumlu,uyumsal ve modern bir yapitasi olusturabilir.
Özellikle de boslukta ya kimlik bunaliminda bulunan göçmenler ve göçmen çocuklari için yol gösterici de olabilir.
Eski tarihe baktigimizda,Aleviligin dogum yeri ve zamani ne yedinci yüzyildaki
Arabistan,ne Orta Asya ’daki samanist ortamdir.
Aleviligin dogum yeri ve zamani Hristiyanlik ve Islam arasinda bulunan Orta Çag’daki Küçük Asyadir.13üncü ve 14üncü yüzyillarda dini ve siyasi açidan mültipolar olan bir Anadolu’da gezen efsanevî Türkmen Babalar,Horasan ve Rum erenleri,hosgörülü ortam yaratip,zaviyeler ve tekkeleri kurdular.

Ruhi huzurlarini hem de varliklarini o narin enterkültürel ortamda buldular.Kendi ülkelerinin görünürde tek dini oldugunda,bugünkü Türkiyelilerin ve özellikle Alevilerin gittikçe plürikültürel olan Avrupa ’ya yakinlasmak istemeleri bu eski tarih ile de ilgilidir.
Ayrintilari bir yana biraktigimizda Anadolu Aleviliginin en çarpici özelligi kendi kimligini kaybetmeden Hristiyanlar ile beraber iç içe yasamasidir.Modern çagdaki Hristiyanlarin çogu seküler,ama yine de inançsiz degildirler.Aleviler diger Müslümanlara göre buradaki topluma genelde daha kolay entegre olabiliyorlar.Dilerim ki bu avantajlariyla son derece önemli olan Bati ve Islam diyaloguna da katkida bulunabilsinler.Alevilerin barisci ve demokratik mücadelesi Türkiye için de çok önemli.Ayrica geldiginiz bölgelerde birçok adim
da atilmali.Dogu Anadolu ’da sizin besiginiz olan binlerce köy yeniden insa edilmeli.Bu büyük hedefe siyasi güven ve çogulcu hosgörü içinde,sivil toplumun,diasporanin,yerli güclerin,devletin ve Avrupa’nin yapici ve elestiriye açik olan isbirligiyle ulasilabilir.
Tesekkür eder,hepinize içtenlikle basarilar dilerim.


***

Dinleyecilerin Sorulari

1) Konusmanizda Balaban asireti reisi Gül Aga ismi geçti.Bu kisi hakkinda detayli bir bilginiz ve arastirmaniz varmidir? Ben de ayni asirettenim.

Cevap: Kendimin arastirmam yok.Toplumsal Tarih dergisinin Aralik 2001 sayisinda Ittihat Terakki ve Balaban asireti üzerine yayinlanan bir makale var.Buna dayanarak bu alaydan sözettim.Özellikle de bu makalede Ittihat Terakki Erzincan subesi ile Balaban asiret reisi Gül Aga arasindaki yazismalar yayinlandi.Örnegin Birinci Dünya Savasinin basinda
Balaban asiretinden çete istendi.Bazi arastrmacilar bu çetenin 1915 ’teki tehcir sirasinda kullanildigindan süphelenmektedirler.

2) Toplumlarin sosyolojik ve etnik yapisini bu denli yakindan ilgilenmeniz dilerim sirf bilimsel amaçli olsun lütfen kuskularim da hakli olmadigini söyleyebilirmisiniz.

Cevap: Evet,tarihçi olarak bilimsel arastirma yapmaya çalisiyorum.Sadece Alevi dostu olarak degil,bilim adami olarak konustum.Görevim de budur.Ama tabi ki bilim adamlarin çalismalarina arkasinda motivasyonlar var.Baska bir kökten gelsem de, Alevilikte beni motive eden birçok noktalar var.Evrensel degerlerini ve büyük ölçüde manevi dünyalarini paylasmaktayim, bu konuda derin sempatim var.

3) Ermeni Soykirimi Isviçre Parlamentosunun onayina sunuldu mu? Sizce bu soykirimi onaylayip onaylanmamasi siyasilerin - parlamenterlerin isimidir? Yoksa siz tarihçilerin görevimi? Niçin iç politikaniza malzeme yapiliyor?

Cevap: Evet,sunuldu,fakat daha onaylanmadi.Toplum,devlet,hepimiz tarih içinde yasiyoruz.Bu nedenle tarihi problemler sadece tarihçilerin isi degildir.Bu soykirim
konusunda uluslar arasi tarihçiler görevlerini önemli ölçüde yerine getirdiler ve net bir tablo çizdiler.Fakat toplumsal ve diplomatik platformda ve Türk iç ve dis siyasetinde halen Ittihat ve Terakki ’nin tarih versiyonu yaygindir.Üzülerek bu davanin parlamentoya sunulmasinin hem mantigini ve geregini görmek zorundayiz.


http://www.hist.net/kieser/pu/6.4.02.pdf

Nisan 2002


Not:Tercüme ve dil hatalari cevirmene aittir.